SANAT, SİNEMA
Kısa İnceleme: Differently, Molussia

Kısa İnceleme: Differently, Molussia

differently-molussia-1Bilgi Üniversitesi’nin sinema kulübü Bilgi Sinema’nın geçtiğimiz kasım ayı programında izleme fırsatı bulduğum, Günther Anders’in ölümünden sonra yayınlanan kitabı The Molussian Catacomb’undan birbiriyle ne kadar farklı ve ayrı gibi görünseler de birer organik bağa sahip olan dokuz hikayenin, dokuz ayrı bölümde arka fonda okunması ile devam eden, 16mm film formatıyla çekilmiş deneysel bir yapım. Açıkçası filmin yönetmeni olan Nicholas Rey’i birkaç film festivalinde geçen ismi dışında duymamıştım. O yüzden ne filmle ne yönetmenle ilgili bir fikrim vardı filmden önce. Fakat filmin 16mm gibi eski bir sinema teknolojiyle çekilmiş olması, oldukça dikkatimi çekmişti. Bilgi’de okuyan bir arkadaşımın davetiyle, ismimi film gösterimine yazdırmış oldum.

Film, yukarıda da bahsettiğim gibi dokuz ayrı hikaye ve bölümden oluşuyor. Şu ana kadar bütün gösterimlerde karışık olarak gösterilmiş işin ilginç yanı. Belirli bir sırası olmadığından, biz de filmi orijinaline uygun karışık izleyecektik.

Bir dikta rejimi olan hâyâli bir ülke, Molussia’da geçmesi; aslında dokuz hikayenin de birbiriyle olan organik bağını açıklıyor. Günther Anders’i ve uyarlanan eserinin içeriğini daha önce bilmememize rağmen, filmde geçen hikayeler bize oldukça fikirler veriyor. Film sonunda iyi bir dikta eleştirisi izlediğinizi fark ediyorsunuz.

Film boyunca aldığım notların aslında bu yazı için yararlı olup olmadığını düşündüğümde, çok da faydasının olmadığına karar verdim. Çünkü aldığım notlarda metinlerden çok, kadrajdaki tasvirlerle ilgiliydi. Şimdi tekrar geriye dönüp filmi hatırladığımda ve notlarıma baktığımda, Tarkovsky’e benzeyen bir doğa tasviriyle karşı karşıya olduğumuz fikri ağır basıyor. 16mm formatında kamerada görüntünün çok net olmaması, sesleri çok daha iyi kullanabilme yetisini vermiş yönetmene ayrıca.

Burru bir süre iktidarda kaldıktan sonra, doğruyu söylemek gerekirse, ikinci kez güç kazanmak istedi. Çoktandır sahip olduğu şeyi tekrardan elde etmeyi arzuladı. Tıpkı bir hediye alır gibi, daha önceden mağlup ettiklerince onanmak istedi. Bu arzusu elbette, her şeyden öte absürdtü. Düşündü ki, bir kere seçilirse, şayet oybirliğiyle seçilirse, ülkesinde ve yurtdışında demokratik bir görünümü olurdu. “İnsan sevdiğine oy vermez,” Bu söz, popüler seçime ekibini inandırdı. “ancak insan, oy vermiş olduğunu seviyordur.” Bazı danışmanları buna katılmadı. “Bu seçimin arkasındaki sebep şu ki,” dediler; “baskı hiçbir zaman unutulmayacak. Çok zaman sonra bile her oyveren hangi baskı altında oy verdiğini hatırlayacak.”

Alıntıladığım bu nokta, benim filmi en iyi sindirdiğim noktalardan biriydi. Totaliter rejimi eleştirirken, diktanın kendi fikirlerinden duyduğunuz diyaloglar kafanızda daha çabuk çağrıştırıyor zira. Sanıyorum ki bu noktadan itibaren, film benim için hâyâli bir ülkede geçmekten çoktan çıkmıştı. Artık dünya üzerinde bi’ yerlerde, ne bileyim belki de çok yakın bir coğrafyada geçtiğinden emin olabiliyordunuz. Karakter isimleri, ülkeler hâyâli olsa da; fikirlerin somut dünyada da geçerli olduğunu. O yüzden bu filmi beğendim diyebilirim. Filmin uyarlandığı kitabı yakından incelemek isterdim sanırım. Belki detaylı bilgim olsa çok daha geniş fikirlerim olabilirdi. Ama başta söylediğim gibi, görüntüleri izlerken, bahsi geçen dokuz hikayeye çok iyi konsantre olabildim ve yaklaşık 90 dakika boyunca, bir süre dünya dışına çıkabildim.

Şöyle bir kısa tanıtım videosu var filmle ilgili, izleyebileceğiniz.

Bu filmin gösterimi için Bilgi Sinema‘ya ve bazı dökümanlar için Burak Çevik‘e teşekkürlerimi sunuyorum.

BU YAZIYI PAYLAŞMAK İÇİN BİRTAKIM ŞEYLER:

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR: